Karabağ Zaferi
Otuz yıllık hasretin, meşru müdafaa hakkının ve Türk dünyasının sarsılmaz kardeşliğinin zaferle mühürlendiği tarihi dönüm noktası. Bu, yalnızca bir muharebenin değil; gözyaşıyla sulanmış bir bekleyişin, şehit kanıyla yazılmış bir adaletin hikâyesidir.
Karşı Taarruz ve Vatan Muharebesi'nin meşru müdafaa kapsamında başlangıcı.
Kesintisiz stratejik askerî sevk, yüksek teknoloji ve yekvücut millî seferberlik.
Kadim kültür başkenti Şuşa'nın sarp kayalıklar aşılarak hürriyete kavuşması.
Ortak Zafer Bildirisi ile 30 yıllık haksız işgalin resmen sona erişi.
“Karabağ Azerbaycan'dır! Ünlem işareti!”
Azerbaycan'ın resmî açıklamalarına göre harekât boyunca beş şehir, dört kasaba ve iki yüz seksen altı köy düşman işgalinden kurtarılmıştır.
30 Yıllık Sabır, Diplomatik Tıkanıklık ve Meşru Hak
Karabağ, asırlardır Türk ve Müslüman halkların yurdu olmuş; müziği, şiiri, mimarisi ve insanıyla Kafkasya'nın kalbinde atan bir medeniyet beşiğidir. 1990'ların başında cereyan eden haksız işgal hareketi neticesinde Azerbaycan topraklarının beşte biri zorla gasbedilmiş; bir milyondan ziyade masum insan göçmen ve mülteci (kaçkın ve mecburi köçkün) konumuna düşürülmüştür. Bu süreçte Hocalı başta olmak üzere tüm Karabağ coğrafyasında derin yaralar açılmış ve sivil hafızada silinmez izler bırakılmıştır.
Çadır kentlerde, yurt binalarında, kimi zaman bir baraka köşesinde büyüyen koca bir kuşak, evinin anahtarını göğsünde taşıyarak yaşadı. Bir annenin "Bir gün döneceğiz" diye evlatlarına verdiği söz, otuz yıl boyunca bütün bir milletin ortak duası oldu. Kimi, doğduğu evin kapısını bir daha görmeden toprağa verildi; ama hiçbiri hakkından vazgeçmedi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1993 yılında kabul ettiği 822, 853, 874 ve 884 sayılı bağlayıcı kararları, işgalci unsurların Azerbaycan topraklarından derhal, koşulsuz ve tam olarak çekilmesini emretmesine rağmen; AGİT Minsk Grubu nezdindeki diplomatik müzakereler neredeyse otuz yıl boyunca hiçbir somut netice vermemiş, statükoyu dondurma politikasına dönüşmüştür.
Uluslararası hukukun tıkandığı, barışçıl çözüm yollarının tüketildiği ve sınır hattındaki sürekli tacizlerin milli güvenliği tehdit ettiği bir vasatta, Azerbaycan Devleti Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkını kullanarak vatan topraklarını azat etme kararı almıştır. Bu karar bir intikam değil; yıllarca sabırla beklenmiş bir adaletin, hukukun gölgesinde gelen cevabıdır.
BMGK Kararları
Dört adet müstakil karar ile tescillenen toprak bütünlüğü ve dokunulmaz egemenlik hakkı.
Millî Birlik Ruhu
Kuzeyden güneye, diasporadan Sakarya'ya dek uzanan topyekûn vatanseverlik şuuru.
Uluslararası Hukuk Dayanağı
Bu belgeler, Azerbaycan'ın yürüttüğü askerî harekâtın bir tecavüz değil; tam aksine uluslararası alanda tanınmış egemenlik haklarının ve sınır güvenliğinin iadesi olduğunu tartışmasız biçimde teyit etmektedir.
Hocalı'nın Feryadı Zaferle Dindi
26 Şubat 1992 gecesi Hocalı'da yaşananlar, çağımızın en ağır insanlık dramlarından biri olarak hafızalara kazındı. Azerbaycan'ın resmî kayıtlarına göre altı yüz on üç sivil; kadınlar, çocuklar, yaşlılar bu gecede hayatını kaybetti. Binlercesi yurdundan, yuvasından, hatıralarından koparıldı.
Otuz yıl boyunca her şubat, bir milletin yüreğinde yeniden yandı. Hocalı için dikilen her anıt, yakılan her mum, söylenen her dua aynı soruyu sordu: "Adalet ne zaman?" 2020'nin sonbaharında bu sorunun cevabı, Karabağ'ın dağlarında yankılanan zafer nidasıyla geldi.
Zafer, Hocalı'da yarım kalan bir ninninin, Hocalı'da susturulan bir çocuk kahkahasının hesabıdır.
Demir Yumruk: Bir Millet Tek Yürek Oldu
Savaşın ilk günlerinden itibaren Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı İlham Aliyev, halkına her akşam aynı kararlılıkla seslendi. Onun cümleleri; cepheyi de, cephe gerisini de, dünyanın dört bir yanındaki Azerbaycanlıyı da aynı ruhta birleştirdi. Orduyu bir "demir yumruk" olarak tarif eden o ses, milyonların yüreğine umut ve güven oldu.
“Karabağ Azerbaycan'dır! Ünlem işareti!”
Savaş boyunca defalarca tekrarlanan, bir davanın ve bir milletin özetine dönüşen cümle.
“Aziz Şuşa, sen azatsın! Aziz Şuşa, biz döndük! Aziz Şuşa, seni biz ihya edeceğiz!”
8 Kasım 2020'de, Şuşa'nın kurtuluşunu halkına müjdelediği tarihi hitap.
Bu bildiri, Ermenistan için bir kapitülasyondur.
10 Kasım 2020'de üçlü bildirinin ilanı sonrası halka yaptığı konuşmanın özü.
Aliyev'in bu hitapları, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'nın resmî arşivinde ve dönemin televizyon yayınlarında yer almaktadır. Cümleler, özgün dilden Türkçeye aktarılmıştır.
44 Günlük Şanlı Destan
Araz Vadisi boyunca kademe kademe ilerleyen, çağdaş harp tarihine geçen koordineli kurtuluş harekâtı.
Provokasyonlara cevap olarak başlatılan genel harekât ve ilk temas hattının yarılması.
Güney cephesinde kilit düğüm noktası Cebrail şehri ve köylerinin azat edilişi.
Ağır istihkâmların imhası ve Fuzuli kent merkezinin yeniden ay yıldızlı bayrakla buluşması.
İran sınır hattının tam kontrolü ve tarihi Hüdâferin köprülerinde bayrağın dalgalanışı.
Dağlık arazide yüksek manevra gücü ile Laçın koridorunun güney kıskacına alınması.
Sarp kayalıkları hafif silahlarla tırmanan özel kuvvetlerin eşsiz kahramanlığı.
Ermenistan'ın teslim belgesini imzalaması ve Ağdam, Kelbecer, Laçın'ın kansız iadesi.
Cephede Yazılan Destan
27 Eylül sabahı, Azerbaycan Ordusu cephe boyunca eş zamanlı karşı taarruza geçti. İlk saatlerde stratejik yükseltilerin ele geçirilmesi, otuz yıldır donmuş cephe hattında bir çığ gibi büyüyen ilerleyişin başlangıcı oldu. Genç subaylar, yedek askerler, gönüllü kardeşler aynı ant altında buluştu: bu topraklar geri alınacaktı.
Cebrail'in düşmesiyle güney cephesinde kapılar açıldı; Fuzuli, Zengilan ve Gubadlı birbirini izledi. Her kurtarılan köyde yeniden göndere çekilen bayrak, bir milletin otuz yıl boyunca yutkunduğu hasretin nidasıydı. Kimi köyde yıkılmış bir cami, kimi köyde ot bürümüş bir mezarlık, kimi evde yarım kalmış bir sofra bekliyordu askerleri. Her biri tarihin tanığı oldu.
Sınırların Ötesinden Gelen Dualar
Cephedeki gençler yalnız değildi. Bakü'den Nahçıvan'a, İstanbul'dan Sakarya'ya, Ankara'dan Kars'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada milyonlarca yürek, aynı anda aynı duayı yükseltti. Sokaklarda Azerbaycan bayrakları dalgalandı, camilerde şehitler için hatimler indirildi, sosyal medyada "Karabağ Azerbaycan'dır" yankılandı.
Kırk dört gün, uykusuz geçen kırk dört gece demekti. Anneler televizyon başında dua etti, babalar telefonun çalmasından korkarak da beklediler, umutla da. Bu bekleyiş, zaferin en saf ve en insani yüzüdür.
Şuşa Kalesi ve Cıdır Düzü
Asırlık Kafkas kültür mirasının, musiki okulunun ve edebiyat hazinesinin hürriyetine yeniden kavuşması.
Molla Penah Vakıf’tan Üzeyir Hacıbeyli’ye: Karabağ’ın Ruhu
Şuşa yalnızca askerî ve coğrafi bir kilit nokta değil; Doğu’nun ilk operasını besteleyen Üzeyir Hacıbeyli’nin, lirik şiirin kudretli sesi Hurşidbanu Natevan’ın, büyük şair Molla Penah Vakıf’ın ve kadim Muğam musikisinin doğduğu ocaktır. Şehre hâkim sarp kayalıkların yalınayak ve hafif teçhizatla tırmanılması, yalnızca askerî bir taktik üstünlük değil, milletin namus borcunu ifa etme kararlılığıdır.
Şuşa'nın zirvelerine tırmanan özel kuvvet mensupları, arkalarında bıraktıkları dağların değil, önlerinde bekleyen bir milletin sesini duyuyordu. Zorlu arazi, ağır silahların yerini hafif silahlara bıraktığı bir cesaret imtihanına dönüştü; her adım bir dua, her nefes bir ant oldu.
8 Kasım günü Şuşa semalarında yükselen ezan ve göndere çekilen bayrak, otuz yıllık hüznün resmen dağıldığını ve kadim Kafkas medeniyetinin kendi öz yatağına geri döndüğünü bütün dünyaya ilan etmiştir. O gün, Karabağ'ın taşları bile sevinç gözyaşı döktü.
“Aziz Şuşa, sen azatsın! Aziz Şuşa, biz döndük! Aziz Şuşa, seni biz ihya edeceğiz!”
Şuşa bugün hızla restore edilen Vakıf Türbesi, yeniden inşa edilen camileri, Şuşa Oteli ve düzenlenen Harıbülbül Müzik Festivalleri ile Türk Dünyası Kültür Başkenti unvanını şerefle taşımaktadır.
Analar Dua Etti, Evlatlar Toprağa Düştü, Vatan Ayağa Kalktı
Şehit Anneleri
Evladını uğurlarken gözyaşını saklayan, "Vatan sağ olsun" diyerek başını dik tutan analar bu zaferin sessiz kahramanlarıdır. Her birinin yüreğinde bir yara, her birinin duasında bir bayrak var. Onların metaneti, bu milletin en büyük gücüdür.
Aziz Gazilerimiz
Bedenlerinde cephenin izini, yüreklerinde zaferin gururunu taşıyan gazilerimiz, yaşayan birer şehadet tanığıdır. Her biri, bu topraklar için ne kadar bedel ödendiğinin canlı belgesidir. Onlara minnet, bir borç değil, bir şereftir.
Yurduna Dönen Aileler
Otuz yıl sonra doğduğu köyün toprağına yüzünü süren yaşlılar, ata ocağının kapısını yeniden açan genç aileler... Büyük Dönüş, yalnızca bir kalkınma programı değil; kökleriyle buluşan bir milletin gözyaşlı kavuşmasıdır.
Aziz Şehitlerimizin Hatırası Önünde Saygıyla Eğiliyoruz
Topraklarımızın her karışı uğruna canlarını feda eden kahraman neferlerimize, gazilerimize ve metanetini hiçbir şartta yitirmeyen yüce milletimize sonsuz minnetle.
Onlar, bugün özgürce nefes aldığımız toprakların temelinde yatan sessiz taşlardır. Gençliklerini, hayallerini, sevdiklerini bu davaya armağan ettiler. Bir bayrak, bir ezan, bir toprak parçası için canlarını verdiler ve verdikleri canla milletin geleceğini inşa ettiler. Adları dillerimizde, hatıraları yüreklerimizde, ruhları ise Şuşa'nın rüzgârında yaşamaya devam ediyor.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Her şafakta bir bayrak, her bayrakta bir şehidin gülüşü vardır.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun
“Tek Millet, İki Devlet” İlkesinin Tarihî Zirvesi
Muharebenin ilk anından diplomatik tesciline kadar Türkiye ve Azerbaycan'ın ortak kader yürüyüşü.
Türkiye'nin Diplomatik & Manevi Desteği
27 Eylül sabahından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve 85 milyonluk Türk milleti, cumhurbaşkanlığı, dışişleri ve parlamenter düzeyde Azerbaycan'ın hak davasının yanında dimdik durmuştur. "Azerbaycan yalnız değildir" haykırışı, uluslararası arenada baskı kurmak isteyen odaklara karşı en sağlam diplomatik kalkan olmuştur.
Zaferin ardından 10 Aralık 2020'de Bakü'de düzenlenen Zafer Geçidi'ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılmış; iki devletin omuz omuza duruşu bütün dünyaya gösterilmiştir. Geçit töreninde Türk ve Azerbaycan askerlerinin yan yana yürüyüşü, "Tek millet, iki devlet" sözünün meydandaki karşılığı olmuştur.
Sakarya Azerbaycan Derneğimiz, Sakarya Üniversitesi öğrencileri ve yerel idareler ile birlikte meydanlarda düzenlediğimiz mitingler, yardım kampanyaları ve anma programlarıyla kardeşlerimizin sesi olmuştur.
Şuşa Beyannamesi (15 Haziran 2021)
Kurtarılan kadim Şuşa şehrinde Cumhurbaşkanları İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşliği resmen müttefiklik seviyesine yükseltmiştir.
- check_box Ortak Savunma: Herhangi bir üçüncü tarafın saldırısı durumunda karşılıklı askerî ve lojistik yardım taahhüdü.
- check_box Zengezur Koridoru: Türkiye ile Azerbaycan'ı karadan doğrudan bağlayacak stratejik ulaşım vizyonu.
- check_box Kültürel & Akademik Bütünleşme: Üniversiteler, gençlik diasporası ve ortak kültür enstitülerinin tahkimi.
“Bir millet, iki devlet.”
— Haydar Aliyev. Ulu Önder'in bu sözü, Karabağ Zaferi ile birlikte bir slogandan çok, tarihin hükmüne dönüşmüştür.
Büyük Dönüş: Yıkıntıdan Yeniden Doğuşa
Otuz yıl boyunca harabeye çevrilen şehirler ve köyler bugün yeniden ayağa kalkıyor. Zafer, bir bitiş değil; yeniden inşanın başlangıcıdır.
Fuzuli Uluslararası Havalimanı
Zaferden yalnızca bir yıl sonra, 2021'de açılan havalimanı Karabağ'ın göklere yeniden açılan kapısı oldu.
Akıllı Köy ve Şehirler
Ağdam, Fuzuli, Cebrail, Zengilan ve Laçın'da modern yaşam alanları kurulmakta, aileler dedelerinin topraklarına dönmektedir.
Kültürel Mirasın İhyası
Camiler, türbeler ve müzeler özenle onarılmakta; Karabağ'ın asırlık kültür hazinesi gelecek nesillere taşınmaktadır.
Yeni Nesil, Yeni Umut
Çadır kentlerde büyüyen gençler, bugün özgür bir Karabağ'da okul, iş ve gelecek hayalleri kuruyor.
Millî Hafıza ve Anma Günleri
Anma Günü
Vatan Muharebesi şehitlerimizi anma ve millî birlik duruşu günü.
Zafer Günü
Şuşa'nın kurtuluşu şerefine ilan edilen en yüce devlet bayramı.
Kurtuluş & Beyanname
Millî Kurtuluş Günü ve Türkiye-Azerbaycan Şuşa Beyannamesi Yıldönümü.
Bu Zafer Hepimizindir
Karabağ Zaferi; şehit olan evlatların, bekleyen annelerin, dua eden milyonların ve hakkından vazgeçmeyen bir milletin zaferidir. Onu bugün anlatırken sadece bir tarihi değil, bir vicdanı, bir kardeşliği ve bir sözü hatırlıyoruz: Azerbaycan'ın acısı bizim acımız, sevinci bizim sevincimizdir.
Gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli miras; bu toprakların hangi bedelle geri alındığını, bayrağın hangi kanla dalgalandığını unutmamaktır. Çünkü unutulan şehit iki kez ölür; hatırlanan şehit ise sonsuza dek yaşar.
Ne mutlu Türk'üm diyene, ne mutlu Azerbaycan'ım diyene!